İslamiyet Allah’a mutlak itaat ve boyun eğmektir. Kâinatta bulunan, zerreden küreye kadar her şey Allah’ın emrinde olup O’na doğru yol almaktadır. Şu kâinat kitabını okuyup yaratıcısının azameti karşısında secdeye varmak O’na teslim olmak en büyük mutluluktur. Dünyada cennet hayatını yaşamaktır. Yapmak istediğiniz bütün meşru işlerde daima Allah’a yalvarmalı Ondan güç almalı, bizi başarıya ulaştırması ve muvaffak kılması için Allah’a dua etmeliyiz.

Halisane Allah’a yalvarmak Ona tevekkül etmek en zor anlarımızda bile bizi selamete, başarıya ulaştırır. Cenab-ı

Allah Mü’min Suresinin 60. ayeti kerimesinde “Bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi gururuna yedire­meyenler, yarın hor ve hakir olarak cehenneme gideceklerdir” diye buyuruyor. Demek ki dua ederken önce Allah’a yalvar­mak ve dayanmak gerekir, bu bize güç verir. Her işi yapanın yalnız Allah olduğunu, varlık sahasında yalnız Onun hük­münün geçtiğini, yalnızca Onun kulu olduğunu düşünmekle mutluluğu ve iç huzuru yakalamış oluruz.

Rabbimiz Furkan suresinin 77. ayetinde “Ey insanlar! Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” mealinde duanın bir ubudiyet olduğunu, belki ubudiyetin ruhu olduğunu anlatıyor.

Dua üç kısımdır. Birincisi istidat (kabiliyet) lisanıyladır ki, bütün hububat tohumlar lisan-ı istidat ( kabiliyetlerin el verdiği ölçüde) Fâtır-ı Hakimine dua ederler ki “Sen isim­lerinin nakışlarını etraflıca göstermek için bize neşvü nema ver. Küçük hakikatimizi sümbülle ve ağacın büyük hakikatine çevir. ”

Diğer bir dua da sebeplerin bir araya gelmesiyle sebep olmanın icâdına, yaratılmasına ait bir duadır ki sebepler bir vaziyet alır o vaziyet ile lisân-ı hal hükmüne geçer (yani bir nevi dua eder) ve müsebbibi(neticeyi) yaratması için Kadir-i Zülcelâlden dua ederler, isterler. Mesela, su, ısı, toprak, ışık bir çekirdek etrafında vaziyet alarak ki o vaziyet bir duadır ki “Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Halıkımız”derler. Çünkü kudret harikasının bir mucizesi olan ağaç o şuursuz, cansız, basit maddelere havale edilmez, havale edilmesi ve o ağacı su, ışık, hava yarattı demek akılsızlıktır. Demek sebeplerin bir araya gelmesi bir duadır.

İkinci dua ihtiyac-ı fıtri lisanıyladır (yaratılışınızda bulu­nan kendi dahlimizle olmayan) ki, bütün hayat sahiplerinin iktidarında ve ihtiyarında olmayan ihtiyaçlarını ve arzu istek­lerini ummadıkları yerden münasip vakitlerde onlara vermek için Halık-ı Rahim’den bir nevi duadır. Çünkü kendi dahilinide olmadan, ihtiyarları haricinde bilmedikleri yerden münasip vakitte onlara bir Hakim-i Rahim gönderiyor, elleri yetişmi­yor. Demek o ihsan (nimetler) dua neticesidir.

Biri ıztırar ( çaresizlik, zor durumda kalma) derecesinde­ki duadır safı halis kalbin lisanıyle yapılan ve ekseriyetle mak­bul olan dualardır. İnsana ait yükselişlerin büyük bir kısmı ve keşifler bir nevi dua neticesidir. Medeniyet harikaları dedikleri şeyler, iftihar kaynağı zannettikleri keşifler manevi bir dua ne­ticesidir. Halis bir şekilde arzu edilmiş istenilmiş ve onlara verilmiştir.

istidat lisanıyla ve fıtri ihtiyaç lisanıyla olan dualar bir mani olmazsa ve şartlar dahilinde ise daima makbuldür.

İkinci kısım fiili ve kavli yaptığımız meşhur duamizdir. Mesela çift sürmek fiili bir duadır. Rızkı topraktan değil belki toprak rahmet hazinesinin bir kapısıdır ki, rahmetin kapısı olan toprağı saban ile çalar.

ALEMİN YARATILIŞ SEBEPLERİNDEN BİRİSİ DE DUADIR

Duânın tesiri azimdir. Hususan artarak devam etse netice vermesi mutlaktır. Hatta alemin yaratılış sebeplerinden birisi de duâdır. Yani kâinat yaratıldıktan sonra başta insan onun başında Muhammed-i Arabi Aleyhisselatü Vesselâmm muaz­zam olan duası alemin yaratılışı için bir sebep olmuştur. Peygamber efendimiz dua neticesi öyle bir makam ve mer­tebededir ki, bütün akıllar toplanmış olsalar o makamın hakikatini tamamıyla ihata edemezler.

İşte ey Müslüman ! Senin ruz-i mahşerde böyle bir şefaatçin var. Bu şefaatçinin şefaatini kendine celb etmek için Sünnetine ittibâ et.

SAKIN DEME Kİ DUA ETTİM KABUL OLMADI

Duanın kabul olması iki cihetlidir. Ya aynen kabul edilir, aynı ile makbul olur, yahut daha evlası (iyisi) verilir.

Mesela birisi kendine erkek evlat ister. Cenab-ı Hak Hazreti Meryem gibi bir kız evladını veriyor. “Duası kabul olunmadı ” denilmez ” Daha evlâ bir surette kabul edildi” denir. Hem bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası ahiret için kabul olunur. “Duası reddedildi denilmez”belki “Daha evlâ bir surette kabul edildi “denir. Ve hâkezâ.

Madem Cenab-ı Hak Hakimdir; biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini imtihan etmemeli. Hasta bal ister, doktor ise sıtması için sulfata verir. “Doktor beni dinlemedi” denilmez. Belki benim şikâyetlerimi dinledi işitti, hastalığıma en iyi gelecek ilacı verdi denilir.

DUA EDEN DAHA DÜNYADA İKEN ÜCRETİNİ PEŞİN ALIR

Duanın en güzel, en latif, en hazır meyvesi şudur ki:

Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, der­dine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil, bir Kerim Zat var, ona bakan ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatım yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah bir rahatlık duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” (Fatiha Suresi/2) der.

DUA VE ZİKİRLERDE DÜNYAYA AİT FAİDELER GAYE EDİLMEMELİ

Ubudiyet Cenab-ı Allah’ın emirlerini ve Onun rızasını kazanmaya bakar. Ubudiyetin sebebi İlahi emir, neticesi de Hakk’ın rızasıdır. Semereleri ve faydaları uhreviyedir. Fakat esas sebep yapmamak ve kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine çıkan ve istenilmeyerek verilen semereler ubudiyetle zıt düşmez. Belki zayıflar için teşvik edici hükmüne geçer. Eğer dünyaya ait faydalar ve men­faatler o ubudiyete, o zikre sebep olursa o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hususi ve tesirli olacak duayı akim bırakır, netice vermez.

İşte bu sırrı anlayamayanlar, mesela yüz faidesi bulunan Şeh-ı Nakşibendinin kudsi evradını veya bin hasiyeti bulunan

Cevşenü’l-Kebiri, o faydaların bazılarını esas maksat yaparak o niyetle okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeye­cekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar o duaların sebebi olamazlar. Onları niyet etse ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar, kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki böyle faydalı duaları okumak için zayıf insanlar bir teşvik ediciye muhtaçtırlar. O faydaları düşünüp şevke gelip, o duaları sırf Allah rızası için, ahret için okusa zarar ver­mez. Hem de makbuldur.

VEYSE’L- KARÂNİ HAZRETLERİNİN MÜNACATI

“Ya İlâhenâ! Rabbimiz Sensin. Çünkü biz abdiz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek ki bizi terbiye eden Sensin. ”

“Hem Sensin Hâlık. Çünkü biz mahlukuz, yapılıyoruz. ” “Hem Rezzak Sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin. ”

“Hem Sensin Mâlik. Çünkü biz memlüküz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demekki Mâlikimiz sensin. ”

“Hem Sen Azizsin, izzet ve azamet sahibisin, biz zil­letimize bakıyoruz üstümüzde izzet cilveleri var. Demek Senin izzetinin ayinesiyiz. ”

“Hem Sensin Gani-i Mutlak. Çünkü biz fakiriz; fakrımızın

eli yetişmediği için bir gınâ veriliyor. Demek Gani Sensin, veren Sensin. ”

“Hem Sen Hayy-ı Bakisin. Çünkü biz, fena ve zevalimizle Senin de ve bekânı görüyoruz. ”

“Hem cevap veren, atıyye veren Sensin. Çünkü biz umum mevcudat kâli ve hâli dillerimizle samimi bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerine geliyor, maksud- larımız veriliyor. Demek bize cevap veren Sensin. ”

Ey Rabbimiz ! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme ( Bakara Suresi / 186)

Rabbim gönlüme genişlik ver, işimi kolaylaştır, dilimde­ki tutukluğu çöz ta ki sözümü iyice anlasınlar ( Taha Suresi / 25-28)

Allah’ın en efdal en güzel en büyük, en zahir, en tahir, en hoş, en iyi, en değerli, en aziz, en azim, en şerefli, en yüksek, en pâk, en mübarek, en latif salavatlarmla; en tam, en çok, en ziyade, en yüksek, en yüce, en devamlı selamını bir rahmet, bir rızâ, bir af, bir mağfiret olarak ihsan eyle. Bunlar cömertlik ve- kereminin bağış bulutlardan sağanak halinde artarak devam etsin. İyilik cömertliğinin nefis ve şerefli lütuflarıyla, artarak büyüsün, ezeliyetinle mütenasip olarak, hiç kesilmesen devam etsin, ebediyetine uygun olarak ardı arkası kesilmesin. Bütün bunlar kulun, habibin, resulün, yaratıklarının en hayırlısı, açık ve parıldayan nur, zâhir ve kesin bürhan, uçsuz bucaksız derya, her tarafı kaplayan ışık, parlak güzellik, üstün şeref, şanlı kemal olan Efendimiz Muhammed’e olsun. Bu Senin zatının azametiyle Ona getirdiğin salavat şeklinde olsun. Aynı şekilde Onun Âl ve Ashabına da rahmet et. bu salavat hürmetine günahlarımızı bağışla, gönlümüze ferahlık ver, kalplerimizi temizle, ruhlarımıza rahatlık ver, sırlarımızı temizle, fikir ve düşüncelerimizi arındır, sırlarımızdaki bulanıklığı safı leştir, hastalıklarımıza şifa ver, kalplerimize vurulmuş kilitleri aç.

Ey Rabbimiz bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalple­rimizi sapıklığa meylettirme, yüce katından bize rahmet bağışla. Muhakkak ki veren sensin, dua edilip, istediklerimizi bize bağışlayan sensin (Ali İmran/8).

Ezelden ebede her türlü hamd, övgü, şükür ve minnet alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur” (Yunus suresi/10). Amin, amin, amin.

Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğret­tiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın (Bakara suresi/32). Amin, amin, amin. El-fatiha.

OKUNMASI ÇOK SEVAP, SELEFTEN NAKLEDİLMİŞ OLAN SALAVAT-İ ŞERİFELER

  1. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi kullama’h-telefe’l-melevan ve teakabe’l-asran ve ker- rara’l-cedidan ve’s-takbele’l-fer-kadan ve beliğ ruhanu ve ervaha ehli beytihi minna’t-tehiyyete ve’s-selam ve’rham ve barik ve sellim aleyhi kesiran kesiran ila yevmi’l haşri ve’l-karar.

(Allahım melevan, asran, cedidan, farkadan, yıldızları devam ettiği sürece Efendimiz Muhammed’e ve ümmetine salat ve selam eyle. Onun ve ehli beytinin ruhuna bizden saygı ve selam ulaştır, ta kıyamet gününe kadar ona rahmet ve esen­lik ver.)

  1. Salat-i Tefriciye: Allahümme salli salaten kamileten ve selim selamen tammen ala seyyidina muhammedin illezi tenhallü bi-hil’ukedu ve terferi-cu bihi’l-kurebu ve tuk ala bihi’l-hevaicu ve tunalu bihirreğaibu ve husnul havatimi ve yusteskal gamamu bivechihil keriyıni ve ala alihi ve sah- bihi fiy-kulle lemhatin ve nefesin biadedi kull-I me’lumin lek.
  2. Salat-i Münciye: Allahümme salli ala seyyidina Muhammdedin ve ala ali seyyidina Muhammet, salaten tüncina biha min-cemi’il-ahvali ve’l afat ve takdilena biha cemi’al-hacat ve tutahhiruna biha min cemi’is seyyi’at ve terfe’una biha a’la’d-derecat ve tubelliğuna biha aksa’I- ğayat min-cemi’il-hayrati fl’l hayati ve ba’del memat.

(Allahım, efendimiz Muhammet’e ve efendimiz Muhammet’in ümmetine öyle bir salat eyle ki onunla bizi her güçlük ve afetten kurtarasın, onunla bizim bütün ihtiyaçlarımızı göresin, onunla bizi bütün kötülüklerden temiz- leyesin, onunla bizi gerek hayatta, gerek öldükten sonra bütün iyiliklerin en yükseklerine ulaştırasın.)