Allah-u Taâla Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Allah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”

Nefis ve ruh konusunda âlimler ve hekimler arasında görüş ayrılığı vardır. Bazı tabircilere göre, her ikisi de aynı şeydir; yani ikisi de candır. Buna delil olarak da şöyle derler: “Nefis, Arapçada sekiz manalı bir kelimedir. Can, ten, kan, su, semereli, himmet, varlık, beklenti. Ruh da on iki manalı bir kelimedir: Can, rüzgâr esintisi, Allah kelamı, Cebrail, Allah’ın rahmeti, vahiy, ferahlık, büyü, Hz. İsa, ölümsüz hayat, farklı özelliğe sahip bir melek ve aynı özelliğe sahip melekler topluluğu. Buna göre rüyanın “can” tarafından görüldüğü söylenir. Can, bedenden çıkarak Allah’ın izniyle gökyüzüne yükselir, gördüğü ve işittiği her şeyi öğrenir ve tekrar bedenine geri döner.”

Peygamber efendimizden (s.a.v) rivayet edilir ki; “Bir kimse taharetli bir şekilde Allah’ı zikreder ve o halde uyursa, canını gökyüzüne çıkarırlar.”

Bazıları, bu sözün gerçeğe aykırı olduğunu savunur. Zira canın bedenden çıktığını varsayarsak, uyuyan bir kimsenin hareket etmesi ve nefes alıp vermesi mümkün olmaz. Uyku hâlinde bu iki eylem de gerçekleştiği için canın bedenden ayrılması söz konusu olamaz.

Hekimlerden bazıları “ruh”un Farsça karşılığının “can” olduğunu ve ruhun gördüğü şeyleri “can”a haber verdiğini savunur. Buna delil olarak da şu benzetmeyi yaparlar: “Can güneşe, ruh da güneş ışığına benzer. Eğer güneş, güneş sistemi içinde yer alıyorsa, ışığı da tüm dünyaya yayılır.”

Birtakım felsefecilere göre ise can ve ruh, aklen aynı şeylerdir ve aralarında fark yoktur. Çünkü aklî açıdan birbirlerine olan nispetleri, tıpkı buzun sudan, suyun da buzdan olması gibidir.

Aristoteles’e göre başlangıç noktası nefistir ve ruha oranla daha büyük, daha saygındır. Müslüman ilim ehline göre ise ruh, Allah’ın işlerinden bir iştir. Nitekim Allah, şöyle buyurmaktadır: “Senden Ruh’u sorarlar; de ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir iştir.”

Biz Müslümanlara göre yüce Rabbimizin ve Peygamber efendimizin (s.a.a) sözlerine inanmak daha önceliklidir. Şimdiye kadar yazdıklarımızdan gaye ise, kitapta hekim ve ehil kimselerin sözlerine de yer vermiş olmak idi. Allah’tan umarız ki bizleri, Peygamber efendimizin (s.a.v) sünnetine ve Ehlibeyt’in (a.s) velayetine hidayet etsin; bizlere başarı ve itaat gücü nasip eylesin.